TASAVVUFUN YANLIŞLARI: YANLIŞ MANALI HADİSLER:

Yakın zaman önce vefat eden Şeyh Hilmi Babanın kitabından alıntılara devam ediyorum. Hilmi Baba, biz böyle güzel insanlar yetiştireceğiz” diyerek zayıf ve uydurma hadislerden anlatmaya devam ediyor:

-“Benim ümmetimde dünya hayatında iken Allah Teâlâ ile benim miraçta konuştuğum gibi kalp âleminde konuşur” buyuruyor. (Altı Parmak Sayfa 73)

Dünyada kalp âleminde konuşmak ne demektir bilen yok ama Peygamberler tarihini yazan bir kişinin kitabına yerleştirmişler.

-“Benim ümmetim sıratı; koşu atı hızında ve yıldırım gibi yürüyerek ve sürünerek geçerler.” (İhya 4 cilt No: 668-İmamı Şarani, Miratı Kâinat No: 434) Hilmi Baba, bu sözden sonra “İşte biz sıratı koşu atı ve yıldırım hızıyla geçenleri yetiştirmek istiyoruz.

Kısa İzah: Mahşer meydanında hesap ve terazi, amel defterlerinin sağdan ve soldan, arkadan verilmesinden bahsedilir ama kıldan ince kılıçtan keskin olan ve üzerinden geçenlerin cehenneme düşeceği bir sırat köprüsünden bahsedilmez. Bazı tasavvuf erbabı müritlerini kandırabilmek için onların ruhlarını bir kibrit kutusuna koyup sırat köprüsünden geçireceklerini söylerler.

-“Benim ümmetimden yetmiş bin kişi her birisi yetmiş bin kişiye şefaat eder.” (Süneni Tirmizi, No: 2554) İşte böyle adamlar yetiştirmek istiyoruz.

Kısa İzah: Meşhur şefaat hadisinde insanlar mahşer meydanında bizi kurtar diye Hz. Âdem’in yanına giderler. Fakat o, ben şefaat edemem, ben kendi nefsimi düşünüyorum” der. Sonra aynı gurup, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın yana varırlar. Onlar da biz size şefaat edemeyiz, biz kendi nefsimizin derdindeyiz” derler. Nihayet Hz. Muhammed’e gelirler ve Peygamberimiz Arşı Ala’nın altında secdeye kapanır ve Şefaat hakkını alarak kalkar. Sonra nasıl olursa Ülül Azim Peygamberlere verilmeyen şefaat hakkı, Muhammet ümmetinden hiçbir vasfı olmayan yetmiş bin kişi diğer yetmiş bin kişiye şefaat ediyor. Kimse demiyor ki: böyle şey olur mu? Allah, bu kadar adaletsiz midir? Peygamber bu kadar bencil midir? Ahirette de böyle torpil olur mu? Böyle yüzlerce soru sorulabilir. Bu sözler, açıkça Allah’a ve Peygamberine iftira olmaz mı?

-“Ahir zamanda ümmetimin fesada düştüğü bir zamanda sünnetimi ihya edene yüz şehit sevabı verilir. (Berika 235-Marifetname, 497 Ashap: Nasıl olur ya Resulellah! Biz canımızı verip bir şehit sevabı kazanıyoruz. Onlar sünnet işlemekle yüz şehit sevabı alıyor” diye sorarlar. Peygamberimiz: O zaman öyle bir zaman olur ki sünnetim ateş olur, tutanı yoktur. Onlar kırmızı ateşi avuçlayan gibidir” der.

Kısa İzah: Hadis te birçok yer ters yüz edilmiş. “Yüz şehit sevabı kazandıran amel Sünneti ihya değil, dini müdafaadır ve kıyamete yakın elinde ateş tutmak kadar zor olan şey imanı korumaktır. Peygamberin ağzından öyle yalan uyduruyorlar ki, Sahabeyi kiram bile itiraz ediyor. Hangi sünneti ihya etmek, Allah yolunda ölen yüz kişinin amelinden makbul kabul edilir? Siz hiç düşünme misiniz?

-“Ahir zamanda Meryem oğlu İsa gelir, yeryüzüne indiği zaman evvelki zatlar gibi yeryüzünde 800 erkek 400 kadın bulunur. (İmamı Şarani, ölüm, kıyamet, ahiret, Hadis No: 930)

Kısa İzah: Tasavvufçu Şarani, kıyamete yakın Hz. İsa’nın ineceği yer yalanını kendi köyü falan zannetmiş olmalı ki, 800 erkekten ve 400 kadından bahsediyor.

Hilmi Baba bu hadislerden sonra, övülen hallere ermek için toplumlara karışmakla elde edilmez” diyor. Uzlet, inziva, itikâf gibi şeylerle halktan uzak ve Hak ile baş başa olmakla olur” buyuruyor. Haki Payi Fahri Âlem Mustafa, s. 14-15)

YORUM EKLE