Tuhaf İşler!..
Öyle anlar olur, öyle günlerden (ülke olarak) geçersiniz ki bazen kelimelerin, cümlelerin, satırların gücü kifayetsiz kalır. İşte o zaman mizahın gücü girer devreye, e bu hususta da şanslı olduğumuz bir realite! Tarihimiz mizah ustaları bakımından yadsınamayacak kadar zengin ve dopdolu çok şükür! Nasreddin Hoca’dan, İncili Çavuş’a, Bekri Mustafa’dan Baba Erenler’e kadar say sayabildiğin kadar! Tanzimattan tutun günümüze kadar çok değerli yazarlarımızın imdadına yetişen bir yöntem olmuştur “mizah ile anlatmak”. Özellikle ilk “göz ağrımız” olması hasebiyle ayrıca kıymetli olan rahmetli Hasan Pulur (tanışıklığımızın olduğunu daha önce arz etmiştim), bu tekniğin büyük ustasıydı. Sahifelerin yetmeyeceği bir konuyu, minik bir fıkra ile anlatır, kelimelere dans ettirirdi adeta. Çetin Altan’ı da yabana atmayalım; gerek “Şeytanın Gör Dediği” köşesinde, gerekse kitaplarında mizahı çok ustaca kullanan bir büyük yazardı. Örnekleri çoğaltmak mümkün, “binaenaleyh” girizgâhımızı fazla uzatmadan gelelim esas mevzuumuza. Ülkenin gündemi herkesin malumu, garip ötesi tuhaf işler olmakta. Ayrıntılara girmeye gerek duymadan, Bekri Mustafa’nın çok bilinen, bu köşede daha önceleri de yazdığımız öyküsü ile durumu özetlemek gerekirse:
“Bekri Baba bir gün Küçük Ayasofya’nın önünden sallana sallana gitmekte, bu arada musalla taşında da bir tabut ve tabutun içinde bir mevta beklemektedir! Orada bulunan cemaattan birisi koşarak gelir Bekri Baba’nın yanına, yalvar/yakar mevtanın cenaze namazını kıldırmasını ister! Bekri Baba bu duruma şiddetle itiraz etse de, kendisinde imam vasfı olmadığını söylese de, üstelik “ayyaşlığını” vurgulasa da bir türlü söz geçiremez, çaresiz cemaatin önünde namaz kıldırma vaziyeti alır ve cenaze namazını kıldırır! Namaz bittikten sonra, mevtanın baş tarafına doğru fısır fısır bir şeyler mırıldandığı cemaatin gözünden kaçmaz ve sorarlar; “Baba, rahmetliye ne dedin?” Cevap verir Bekri Baba; “Şimdi sana soracaklar orada, bizim eski dünyada neler olup bitiyor? Sen de diyeceksin ki, Bekri Mustafa cenaze namazı kıldırıyor. Daha da başka bir şey sormazlar, anlarlar memleketin hangi ahvalde olduğunu…”
Bizim Çocuklar…
Gecikmeli de olsa, UEFA A Ligi biletini alan A Millilerimiz, artık onlara seslendiğimiz adları ile “Bizim Çocuklar” ülkece büyük bir sevince boğdu bizleri, onur ve gurur duyduk kendileriyle… Her haliyle bizden biri olarak kabul ettiğimiz “Sinyor Montella” komutasındaki takımımız, “dost ülke” Macaristan’ı, her iki maçta da (adeta antrenman havasında) yenerek, A ligi biletini kaptı. Bu takıma inandığımızı, güvendiğimizi daha önceleri defalarca dile getirmiş birisi olarak, büyük zaferlerin yolda olduğunu (şimdiden) ilan etmenin keyfini yaşadığımı söyleyebilirim. İyi ki varsınız “Bizim Çocuklar”, şu kaotik ve sıkıntılı günlerde yine çölde ki vaha gibi oldunuz…
NOT 1: 25 Mart 2009, 16 yıl önce elim bir helikopter kazasında kaybettik onları; Muhsin Yazıcıoğlu, Erhan Üstündağ, Yüksel Yancı, Murat Çetinkaya, Gazeteci İsmail Güneş ve Pilot Kaya İstektepe. Acılarının sıcaklığını hala yüreğimizde yaşıyoruz. Ruhları şad olsun, rahmetle, saygıyla anıyoruz.
NOT 2: Osman Sınav; ülkemizin önemli değerlerinden birisiydi, “aile dizilerinin” büyük yönetmeniydi. “Süper Baba’nın” film müziğinden karakterlerine kadar, “Ekmek Teknesi’nin” muhteşemliğine saymakla bitmeyen bir büyük başarı öyküsüne imza atan adamdı. Geçtiğimiz 20 Mart günü 69 yaşında aramızdan ayrıldı. Güle güle büyük usta, melekler yoldaşın olsun…
NOT 3: Türk sinemasının “4 yapraklı yoncasıydı”, halkımız onlara bu sıfatı layık görmüştü; Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın. Önce Fatma Girik’i namı diğer “Erkek Fatma’yı” uğurladık ebediyete, geçtiğimiz 21 Mart günü ’de Filiz Akın’ı. Özellikle 50 yaş ve üzeri (Baby Boomers) kuşağının kalplerinde bir sızı, dudaklarında acı bir tebessüm bırakarak 82 yaşında ahirete intikal etti. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun…
ROMAN: Kurtuluş – Falih Rıfkı Atay. İlk yayımlanma tarihi: 1981. 1.Dünya Savaşı esnasında Filistin cephesinde Yedek Subay olarak Cemal Paşa’nın yaverliğini yapan, Cumhuriyetin ilanı ile vefatı arasında aralıksız 15 yıl Atatürk’ün yanında olan büyük yazarımızdan bir başyapıt daha. Yazarımız bu kitabında, 3. Selim’den 27 Mayıs 1960’a kadar gerçekleşen 6 ihtilali ve bu ihtilallerin kazandırdıklarını/kaybettirdiklerini anlatıyor… 20 Mart vefatının 54. yılında anıyoruz. Saygıyla, özlemle. Ruhu şad olsun…
ŞİİR: Dostlar Beni Hatırlasın/Âşık Veysel “Yüzü güzel olana kırk günde doyarsın da gönlü güzel olana kırk yılda doyamazsın”
21 Mart 52. vefat yıldönümünde büyük usta ’ya saygı ve özlemle. Ruhu şâd olsun…
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın...
Düğün olur bayram gelir
Dostlar beni hatırlasın...
Can kafeste durmaz uçar
Dünya bir han konan göçer
Ay dolanır yıllar geçer
Dostlar beni hatırlasın...
Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın...
Ne gelsemdi ne giderdim
Günden güne arttı derdim
Garip kalır yerim yurdum
Dostlar beni hatırlasın...
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murad yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın...