RUHUMUZA ZERKEDİLEN YEİS İLLETİNDEN BİZİ KURTARACAK OLAN KİTABULLAHTIR!

Bizler Müslümanız. İman sahibiyiz. İman'ın en büyük imkan olduğunu, İslam'dan / Kur'an'dan yoksunluğun da en büyük bir mahrumiyet olduğunu biliriz..

            Yarınlara dair yeni umutlar taşımalıyız.

            Bugün Sezai KARAKOÇ'un  "Umutsuzluk yok. Gün gelir, gül de açar, bülbül de öter." sözleriyle güne merhaba dedim.

            Kur'an düşünürü Mehmet Akif  eserlerinde sürekli ümit ve ümitsizlik konularına vurgu yapar.

            “Yeis öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun,
 Azmine sarıl sımsıkı, bak ne olursun!” 
diyen Âkif, ümitsizlik üzerinde neden bu kadar durur?

            Bu sorunun cevabını şairin kendisinden dinleyelim:

            “İnsanımızın bir kısmı (…) ellerini kollarını bağlamış, her türlü muvaffâkiyetten ümidini kesmiş, hissiz, hareketsiz en yaman, en acıklı akıbetleri bekleyip duruyor. Zaten yeis bundan başka bir netice vermez ki! Dikkat olunursa me’yus olmak demek atalete, meskenete meşru bir şekil vermek demektir. Ruha yeis denilen o mel’un hastalık çöktü mü artık vücutta hareket imkânı, sa’y imkânı, mücahede imkânı kalmaz. Evvelâ azim ile, sonra tevekkül ile memur olan Müslümanlar için yeis dediğimiz o mühlik âfete kapılmak maazallah hem dinin, hem dünyanın elden gitmesine badi olur ki böyle bir akıbete hüsran-ı mübîn derler.” (*)

             Mehmet Akif'in yeisle ilgili bir kaç benzetmesini sizlerle paylaşalım isterseniz.

            “Ye’s öyle bataktır ki: Düşersen boğulursun. Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!”

            “Duygusuz olmak kadar dünyâda lâkin derd yok; Öyle salgınmış ki mel’un: Kurtulan bir ferd yok! Kendi sağlam… Hissi ölmüş, rûhu ölmüş milletin! İşte en korkuncu hüsranın, helâketi, haybetin!”

            Hem de bile bile. İnsanı dinden, imandan, anlamdan ve hayattan kopardığını bile bile. Zillete, esarete ve meskenete sürüklediğini bile bile insanoğlu neden ümitsizliğe düşer ki?

            Tefrika (bölücülük), cehalet, ahlâkî çöküş, azimsizlik ve tembellik, savaşların neden olduğu tahribât, yaşananlar karşısında hissizlik ve nemelazımcılık, dinin yanlış yorumlanışı veya hiç yaşanmayışı vs. gibi sebepler bugün İslam aleminin en başta mücadele etmesi gerektiği sorunlar iken hep gözardı edilmektedir. Bütün bunlar yarınlarımıza ümitle bakmamızın önünde engel teşkil etmemelidir. 

            Şair Akif konuyu Balıkesir’deki Zağanos Paşa Camii’nde verdiği vaazında da dile getirir:

            “Acaba biz Müslümanlar niçin bu hâle düştük? Bunun illetini ben şöyle görüyorum: Doğduğumuz günden itibaren babalarımız, analarımız, hocalarımız, siyasilerimiz, ediblerimiz, şairlerimiz, muharrirlerimiz, bize istikbâl için ümid verecek bir şey söylemediler. Ben çocukluğumdan beri:

            “-Biz yaşamayız, Avrupalılar terakki eylemiş. Siz çok fena günler göreceksiniz…” nakaratından başka bir şey işitmedim. -Çocuklar, siz geceli gündüzlü çalışınız ki bu memleket kurtulsun… diye bizleri sa’ye, mücahedeye sevk edecekleri yerde rast gelen adam ruhlarımıza, kalplerimize yeis mayası aşıladı. Garbın terakkilerinden bahsederken diyeceklerdi ki: -Evlâtlar, görüyorsunuz ya, Avrupalılarla bizim aramızda çok mesafe var. Bu mesafeyi telâfi edecek surette çalışınız. Yoksa daha geride kalır, mahvolursunuz. Sakın azminize fütur getirmeyiniz!... Evet, böyle diyeceklerdi. Lakin demediler. Bilâkis yüz binlerce halk bu devletin batacağına kâil idi. Bir taraftan Avrupalıların terâkkileri gözlerimizi kamaştırdı. Diğer taraftan muhitimizin bu gibi makûs telkinleri sinirlerimizi uyuşturdu. Onun için ileri gidemedik. Hâlâ o yeis ruhlarımızda hükümrandır. Hiç biz Kitabullahı düşünmedik. O Kitabullah ki birçok âyet-i celilesiyle ümmet-i İslamiyeyi yeisden, azimsizlikten sakınmağa davet ediyor.”

            Şu ayet çok anlamlıdır. Rabbimize kulak verelim:

            “...Allah'ın rahmetinden de umut kesmeyin! Şu bir gerçek ki, Allah'ın hayat bahşedici, kuşatıcı ve kurtarıcı rahmetinden yalnızca hakkı inkar eden kafirler güruhu umut keser!..”  Yusuf Sur, 12/87

            Akl-ı selim, akleden ve ortak aklın gücüne inanan kullara düşen ise Üstad AKİF'in dediği gibi;

            “Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
            Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!”
dur.

            Selam ve dua ile!

            (*) M. Âkif Ersoy, K. Kerîm’den Âyetler (Meâl – Tefsir) – Mev’izeler,

YORUM EKLE