Müthiş bir projem var!

Jules Payot’un “İrade Terbiyesi” kitabını okurken şöyle bir cümle gördüm; “Bir fikrin veya duygunun aklımıza girip bizimle kalması için uyruğumuza geçmesi, oturma izni alması, dostluklar ve samimi ilişkiler kurma hakkı kazanması önemlidir. Bir fikir kafamızdan öylesine geçip gidiyorsa değersizdir ve hiç var olmamış demektir.” Bunu okuyunca aklıma başka bir şey daha geldi. Bir arkadaşım verdiği eğitim seminerinde, “Akla son anda gelen fikirlerden korkmak lazım” demişti. Gerçekten de öyle. Çünkü “akşam pazarı fikirler” şu anda başarı hikâyelerini süslüyor. Özellikle gençler arasında başarıyı anlık performanslara bağlayan garip bir anlayış hâkim. Ülkenin proje çöplüğüne dönmesinin en önemli sebebi de bu herhâlde. Outliers kitabının yazarı Malcolm Gladwell, herhangi bir konuda uzmanlaşmak için gereken sürenin 10.000 saat olduğunu söylüyor. Yani bir konuda uzmanım diyebilmeniz için günde altı saat çalışarak beş yıl geçirmeniz lazım. Bu süre değişebilir elbette. Ama değişmez kural şu; çalışmadan, terlemeden, bunalmadan başarıya ulaşmak mümkün değil. *** Newton’un başına elma düşmüş ve o da yerçekimini bulmuş. Newton’un başına gerçekten bir elma düştü mü bilmiyorum. Ama hikâye doğru olsa da burada göz ardı ettiğimiz bir şey var. Dünyada şu ana kadar bir sürü kişinin başına elma düştü. Ama sadece bir tanesi bir buluşla sonuçlandı. Diğerleri büyük ihtimalle kafalarını ovuşturup, söylendiler. Niçin peki? Çünkü kafaya düşen şeyin bir buluşla sonlanması için, kafanın içinin o konuyla bağlantılı olarak dolu olması lazım. Boş bir kafaya elma değil karpuz da düşse, o hikâyeden bir şey çıkmaz. Galiba biz biraz da girişimcilik hikâyelerinden etkilendik. WhatsApp uygulamasını geliştiren adamın bir akşam otururken “Bir uygulama yazayım. İnsanlar oradan mesajlaşsınlar. Adını da WhatsApp koyarım” diye düşündüğünü ve ertesi gün para kazanmaya başladığını zannediyorlar. Ama iş öyle değil maalesef. Şu ana kadar hayata geçen güzel fikirlerin öncesine bakın. Yıllar süren, tere bulanmış bir emek göreceksiniz. Bir projeden bahsetmek çok zevkli. Planlar yapmak, kahve içerken peçete üzerinde kâr hesaplamaları yapmak insana haz veriyor. Daha yola çıkmadan köşeyi görme kabiliyetimiz müthiş. Bu yüzden ülkede köşebaşları acayip kalabalık zaten. Ama fikir bulmak yetmiyor işte. Daha doğrusu bir fikir sahibi olmak kolay değil. Araba sahibi olmaya benzemiyor. Hiçbir şey yapmadan, sadece düşünerek başarıyı beklersek, birileri çalışıp bizim fikrimizi hayata geçiriyor. Bize de “Bu benim aklıma gelmişti” diye yakınmak düşüyor. *** Fikirlerin de çocukluğu, ergenliği, yetişkinliği var. Çocukluk dönemindeki bir fikirle sadece oynarsınız. Ergenlik döneminde daha atak olursunuz ama yanlış yapma ihtimaliniz yüksektir. Fikri doğru bir zemine oturtup, gerçekten güzel bir iş çıkarmak için yetişkinlik dönemini beklemeniz gerekir. Onun için de sabretmek, azim göstermek ve biraz da eziyet çekmek lazım. Çünkü cefasını çekmediğiniz işin, sefasını süremezsiniz. Veya Benjamin Franklin’in dediği gibi, “Sahip olduğunuz vizyonu fikriniz gerçekleşene kadar koruyamazsanız, gerçek dehaya ulaşamazsınız.” Öyleyse aklımıza gelen fikirlerin başarıya ulaşma ihtimalini anlamak için, bu fikirle kaç yıl mesai yaptığımızı düşünmemiz gerekir. Eğer amacımıza ulaşmak için gereken iradeyi gösteremezsek, sadece durumu idare ederiz. Allah cümlemize akıl fikir versin.

YORUM EKLE