Hikâye bu ya

Uzun yıllar önce okumuş olduğum bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Adı üstün de Hikâye! Yazarlar, ya gözlemleri sonucu, ya anlatılardan yola çıkarak ya da kendi hayal dünyasında kurguladığı ve yazdığı edebi eserlerdir hikâyeler.

Kimi zaman Yeşilçam’ın bu hikâyelerden yola çıkıp senaryolaştırdıkları filmleri, yıllar geçse de konusuna göre kâh kahkahalar atarak, kâh hüzünlenip gözlerimiz yaşararak izleriz. Hababam sınıfı, Zübük, Salak milyoner v.s gibi.

Yazar yanlış hatırlamıyorsam Aziz Nesin idi. Konusu siyasi mizah da diyebileceğimiz ama hallerimizi anlatma açısından kara mizah sayılabilecek cinsten bir hikâye.

İşsizliğin ve yoksulluğun had safa da olduğu bir Anadolu kasabasında sanıyorum yetmişli yıllarda geçen, dışardan temin edilen şartlı krediler ile yapılan bir yatırımın hikâyesi. Batılı dostlar birlikte hareket ettikleri parti ile seçimi kazanması maksadı ile şartlı kredide anlaşırlar.

Malumunuz şartlı demek şu işi yapsın kabilinden. Öyle kafana göre istediğin bir iş yapamazsın! Tabii kasabada sıkıntı büyük olsa da dostları bu krediyi sadece alt geçit yapmak üzere vermişlerdir.

Oysa kasabada böyle bir geçide hiç mi hiç ihtiyaç yok. Ama nasıl olsa para başkasından geliyor kasabada bir değişiklik, yenilik olur diye düşünüp işe başlamışlar yetkililer. Doğal olarak kasaba halkında olağanüstü bir merak ve ilgi vardır bu çalışmaya; lakin kimse ne yapıldığını bilmemektedir.

Haliyle gündemi bu inşaat işgal etmekte ve çeşitli şehir efsaneleri dilden dile dolaşmaktadır. Kimileri atom bombası fabrikası yapıldığına dair kesin bilgi aldıklarını iddia etseler de kimi zevat uçak fabrikası konusunda direnmektedir. Zira böyle mühim bir tesis yer üstüne yapılarak tehlikeye atılamayacağından yerin altına yapılmaktadır!

Derken o kutlu gün gelir çatar. Şenlikler davul zurna eşliğinde ziyafetler ve bir bayram havasında ALTGEÇİT açılır. Yetkililer her ne kadar önemli bir hizmet yapıldığına dair veciz sözler ile konuşmalar yapsalar da halk aval aval bakar ve olup bitenlere bir türlü anlam veremez.

 Yetkililer halkın bu anlamsız tepkisini yersiz bularak bir iki sitem etseler de; artık iş bitmiş ve yatırım tamamlanmıştır. Lakin bir süre sonra garip bir şey olur ve halk bu geçitten bir türlü geçmez. Elbette bu durum yetkilileri harekete geçirir. Derhal önlemler alınır ve alt geçidin civarındaki yollar kapatılarak, halkın bu geçidi kullanmaları zorunlu hale getirilir.

Derken zabıta yetkililere müjdeli haberi getirir. Artık vatandaş tek tük te olsa alt geçitten geçiyor derler. Elbette yetkililer derin bir ohhh çekerler. Rahatlarlar, nihayet yatırım amacına ulaşmıştır!

Fakat bir süre sonra kasabayı pis bir koku sarar. Araştırmalar sonucu anlaşılır ki vatandaşlar alt geçide girip oraya def’i hacetini yapıyor. O güzelim yatırımı WC ye çevirmişler. Derhal tedbirler alınıyor ve geçidin giriş ve çıkışlarına bekçiler yerleştiriliyor.

 Halkın giriş ve çıkışları yasaklanıyor yasaklanmasına ama ne mümkün vatandaşı zapt etmek. Kaçak yollardan da olsa bir şekilde girip işini hallediyor. Hatta  iş öyle bir noktaya geliyor ki sohbet ortamların da falan herkes, bir birine hava atıyor, benim en az alt geçide şu kadar girip çıkmışlığım var.. vs diye.

Hatta öyle ki kız isteme durumunda dahi; kız tarafı neyi var neyi yok diye sormadan, delikanlı alt geçide kaç defa girip çıkmıştır? Demek sureti ile en mühim kriterin bu olduğunu vurgular hale gelmişlerdi.

Hülasayı kelam vatandaş demek istemişti ki: benim bunca derdimin, sıkıntımın arasında bedelini bana ödettiğin ve işime yaramayan bu yatırımın içine edeyim.

 Hikâye bu ya?

 

 

 

 

YORUM EKLE