TASAVVUFUN YANLIŞLARI -TASAVVUFUN HİNT KAYNAĞI 
TASAVVUFUN YANLIŞLARI -TASAVVUFUN HİNT KAYNAĞI
Bekir Çöl

TASAVVUFUN YANLIŞLARI -TASAVVUFUN HİNT KAYNAĞI

Bu içerik 620 kez okundu.

İlim adamlarından bir kısmı Tasavvufi, hayata kaynak olarak Hindistan’ı göstermektedir. Bunlar, İslam tasavvufunun nazari ve ameli görüntüleri ile Hint medeniyetinin dini kitaplarında göze çarpan dini itikatlar ile dua ve ilahiler arasındaki benzerliğe dayanmaktadır. Yine Hintli fakirlerle zahitlerin riyazet, ibadet, tefekkür, zikir ve marifet bakımından tuttukları yol bir görünmektedir.

Ahmet el Biruni (Hicri 351-440) Hinduizm hakkında büyük araştırmalar yapmış, Sanskrit dilini öğrenmiş, Hindistan’da uzun süre kalmış ve çok değerli eseri “Tahkikü ma Lil-Hint” isimli kitabını yazmıştır. Biruni, eserinde Hintlilerin itikatları ve felsefeleri hakkında malumat vermiş ve bunların mahiyetini izah etmiştir. Bundan başka Yunan felsefesini İslam mutasavvıflarının hal ve misaliyle riyazet hakkındaki hareket tarzlarını karşılaştırmış ve aralarında ki benzerlikleri açıklamıştır. Burada bizi ilgilendiren cihet, Hinduizm’in riyazet, mücahede, ibadet ve marifet hakkındaki mezhepleri ile İslam mutasavvıflarının aynı meseleler üzerindeki benzerliklerinin tespit edilmesidir. Zaten birçok müsteşrik bu benzerliklere dayanarak İslam tasavvufunun esas itibariyle Hinduizm’den gelme olduğunu bildirmişlerdir.

Bu benzerliklerden birisi: Tenasüh ki, baki canları fani cisimlerde dönüp dolaşması ve bir gövdeden diğer bir gövdeye hulul ettiğine inanmaktır. Hintliler böylece Hulul inancına yol açarlar. Biruni, tenasühün, Hint felsefesi bakımından en belirgin itikat olduğunu söyledikten sonra şöyle devam eder:

“Mutasavvıflar içinde, “Dünyaya uyuyan bir can, ahiret ise uyanık bir candır” diyenler bu yolu tutmuşlardır. Bunlar Cenap-ı Hakkın sema gibi, aşk gibi, kürs gibi mekâna hulul etmesini caiz görürler. Hatta içlerinde Hakk’ın bütün âleme, hayvana, ağaca ve taşa hululünü kabul ederek bunu “Külli Zuhur” diye ifade ediyorlar. Bunu caiz gördükten sonra ruhların hululünü kabul etmek hususunda tereddüt etmemek icap ettiği belli oluyor.

Biruni, daha sonra “Patanjal” kitabında şu sözleri nakleder: “Fikrin yalnız Allah’ın birliği ile meşgul olması, insanın bundan başka her hangi bir şey ile meşgul olmasına imkân vermez. Allah’ı isteyen kimse hiçbir istisna olmaksızın bütün halkın iyiliğini istemiş olur. Bu gayeye kavuşan kimsenin ruh kuvveti gövde gücüne galip gelir.

Biruni, bunları anlattıktan sonra der ki: Mutasavvıflar da marifet makamına erişen arif hakkında aynı şeyleri söylerler. Onun iki ruha sahip olacağını söylerler. Biri kadimdir, hiç bir değişikliğe uğramaz. Arif onunla gayba aşina olur ve mucizeler başarır.

Biruni, Patanjal tariki ile tasavvuf tarikini şöyle karşılaştırıyor: Patanjal tarikini belli başlı özellikleri, ibadetleri dini vazifeleri ifa etmeyi insanı bahtiyarlığa kavuşturacak yol saymamasıdır. Onlara göre insanı bahtiyarlığa kavuşturan şeyler, Allah’ın adını daima zikretmek, fikretmek ve insanı kâinat ile Allah ile birleştirmektir. Zaten hepsi tek olan bir gerçektir. Bunların temeli halvettir, inzivaya çekilmektir, her şeyden el etek çekmektir. İnsanın her şeyden hatta kendi nefsiyle alakasını kesip ruhi bir riyazete girişmesidir. Bunları yapmak insana en büyük bahtiyarlığı verir.

Mutasavvıfların yolu ise, Hak ile Hak olmak hususunda patanjal’ın yolunu izlerler ve şöyle derler: Mademki işaret ediyorsun o halde muvahhit değilsin. Şibli der ki: “Her şeyden sıyrıl, bütünlüğe, bize varırsın ve o zaman, hem varsın, hem yoksun. Sözün bizim sözümüz olur ve fiilin bizim fiilimiz olur.” Bayezid-i Bistami’ye de “ Bu makama nasıl sahip oldun”? Denildiğinde şu cevabı vermişti: “Yılan derisini nasıl atarsa bende nefsimden öylece sıyrıldım. Sonra zatıma baktım; ben O olmuşum. (İslamiyet’in geliştirdiği tasavvuf. Ö.R. Doğrul s. 36-37-38-39) Bu konu devam edecek

 

TASAVVUFUN HİNT KAYNAĞI (2)

Biruni, Hint itikatlarıyla İslam, Hıristiyan, Yunan felsefesi, Yeni Eflatunculuk ve tasavvuf telakkilerini karşılaştırır. İhtimal ki İslam tasavvufun da en mühim rolü oynayan Hint itikadı, ruhların tenasühüdür ve bu itikadın hulul ve vahdet-i vücut mezheplerini taşımasıdır.

Biruni’nin dediği gibi Tasavvufun Hint mistizminden etkilendiğini söyleyen müsteşrikler şunlardır: Horten, Blochet, Massignon, Goldziher, Brown ve O’Leary ve daha birçoklarıdır. Şimdi bunların tespitlerinden kısa örnekler verelim:

“Profesör Massignon’a tasavvuf tarikatlarına daha sonraları zikrin girmesi, bazı Hint tarikatlarının İslam tasavvufuna girmeye imkân bulduğuna delalet eder.

 Profesör Brown, tasavvuf mezheplerinin ilk hali ile Hint mezhepleri arasında, bilhassa bunlarla Vedantasara (1) mektebi arasında belli bir benzerliği görürsek de bunun esastan olmayıp sathi mahiyette olduğuna işaret eder.

 Goldziher, vaktiyle bir prens iken sonra tacını, tahtını terk ederek zahitlik yolunu seçen İbrahim Bin Edhem hikâyesinin Buda hikâyesinin aynısı olduğunu, teşbih kullanmanın Buda mezhebinden İslam’a tasavvufuna geldiğini iddia eder.

 O’Leary, Buda mezhebinin İslam tasavvufu üzerindeki tesirini ihmal etmemek gerektiğini söyler. Bu mezhebi cahiliye döneminde İran ve Mavaünnehir’de yayılmış olduğunu, Horasan’ın Belh Şehrinde Buda mabetleri bulunduğunu bildirir. Buda’nın Nirvana’sıyla mutasavvıfların Hak ile Hak olmaları (Fena Fillah) arasındaki benzerliğin sathi olduğunu izah eder. Çünkü Buda’nın Nirvana’sı, his ve şehvet namına her şeyden kopmuş mutlak hoşnutluk içinde ferdiyeti mahvolan insanı tasvir eder. Tasavvuf ise kişiliği kaybetmeyi dilese de devamlı bekayı, Cemali ilahiyi zevk ile müşahede de bulunur. Onun için O’Leary’ye göre tasavvufi fenanın bir karşılığı olduğunu fakat bunun Buda mezhebinde değil, fakat Veda’daki vahdet-i vücud’da bulunduğunu anlatır.

Vedantasara nedir? Yukarıda bir cümle içinde geçen bu kelime bir Hint kitabı olan “Veda ”ya dayanan eski bir Hint mektebidir. Veda’nın manası din yoluyla meçhulü tanımaktır ve Veda’yı tamamlamaktır. Veda, bir takım evradı ilahileri ve efsunları ihtiva eder.  Vedantasara mektebi, Miladın beşinci asrında belirmiş ve Brahman lığı tasvir ile ortaya çıkmıştır. Bu Mektebin ilk önce hedefi, bilhassa Veda’yı tefsir etmek idi. Sonraları bu mezhep derinliği ve orijinalliği ile göze çarpan bir nazari felsefe olmuştur. Bu felsefenin hususiyeti, vahdet-i vücud’a kail olmak, bütün cüz’i varlıkların varlığını inkâr ederek Brahma’dan gelme ilahi unsuruna göre her şeyin varlığının Brahma olduğunu kabul etmektir. Bu mektebe göre kurtuluş ve bahtiyarlık yalnız zahitlikle ve yalnız ibadetle kazanılmaz. Bundan başka Brahma’nın her şey olduğunu veya her şeyin Brahma’nın kendisi olduğunu tanımak ve kabul etmek gerekir. (İslamiyet’in geliştirdiği tasavvuf, Ö. Rıza Doğrul s. 38-39-40- 41)

Kısa İzah: Yazarımız, kitabının başında her ne kadar tasavvufun İslam’dan doğduğunu başka dinlerden etkilenmediğini söylese de yine kendisi Biruni’den ve meşhur müsteşriklerden alıntı yaparak Hulul inancının Hinduizm’den geldiğini; Fena fillah’ın Nirvana’dan neşet ettiğimi ve Vahdet-i Vücud fikrinin de Brahmanizm’in ta kendisi olduğunu bu yazdıklarıyla itiraf etmiş oluyor.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kokartlı rehber sayısı sadece 1 kişi
Kokartlı rehber sayısı sadece 1 kişi
“Kola yerli üretimdir”
“Kola yerli üretimdir”